Antik Dönemlerde Kullanılan 10 Ağrı Kesici

Eski atalarımızın bazıları tıbba geldiğinde oldukça yaratıcıydı. Her ne kadar bilgilerini ve inançlarını nasıl kazandıklarını bilemesek de, ağrıyı gidermek veya engellemek için doğal maddeleri iyi kullandılar. O zaman kullanılan bu doğal maddeler şuan çeşitli ilaç, ağrı kesici veya anestezik madde olarak kullanılıyor.

Afyon

Eski Sümerler, haşhaş Hul Gil‘i (“sevinç bitkisi” olarak adlandırdı), öforik ve anestetik özelliklerinin kendileri tarafından bilinmekte olduğunu ileri sürdü.Haşhaş toplamak ve onlardan afyon çıkarmakla ilgili bilgiler, Sümerler’den Asurlulara, Babil’e, Mısırlılara geçti . M.Ö. 1300’e kadar, eski Mısırlılar kendi haşlarını yetiştiriyorlardı. Afyon ticareti, Firavun Thutmose IV, Akhenaton ve Tutankamon döneminde gelişti.

1300’den başlayarak, afyonun kullanımı “şeytani” olarak Avrupa’da yasaklandı, ancak 1527’de yine tıbbi amaçlarla kullanılmaya başlandı.

 

Banotu

Tıbbi amaçlarla kullanılan bir diğer bitki de Banotu ve çeşitleridir. Özellikle bir banotu türü olan Kara Banotu psikotrop etkilere sahip olsa da eski zamanlardan beri anestezik olarak kullanılmıştır. Diğer banotu türleri gibi Kara Banotu kas gevşetici, kusmayı önleyen, sakinleştirme için kullanılan atropin ve skopolamin içerir. Kara Banotu MS 1. yüzyılda ağrıyı hafifletmek için kullanılmıştır.

Antik Anadoluda banotu daha çok hap olarak veya füme olarak alındığında, diş ağrısı, kulak ağrıları ve diğer hastalıklardan kurtulmak için kullanıldı. Özellikle kişinin dişi ağrıyorsa kara banotu’nun çekirdeklerini yakar ve çıkan dumanı ağzına alıp diş ağrılarını hafifletmek için kullanırdı.

 

Akupunktur

İlk olarak MÖ 100. yılda yazılmış bir belgede rastlanan Akupunktur günümüzde hala destekleyici tedavi olarak kullanılmaktadır. Kısmen bir soru-cevap formunda yazılı olan belgede imparator tarafından sorulan sorular yer almaktadır ve Chhi-Po tarafından cevaplanmaktadır.

Belge muhtemelen Taocu felsefede yer alan ve çok eski olan geleneklerle bağlantılıdır. Buna göre tüm canlıların sahip olduğu hassas noktalar mevcuttur. Bu noktalar aynı zamanda başka yerlerle ilişkilidir. Bu yüzden bu noktalara batırılan çeşitli iğneler yaşam gücünü toplayıp ağrıyan bölgelere yönlendirerek iyileştirmeyi sağlarmış.

Bu uygulama 17. yüzyılda çeşitli tartışmalara neden oldu ve 1929 yılında yasaklandı. Ancak küçük araştırmalar sayesinde 1949 yılında tekrar bir saygınlık kazandı. Bu tarihten sonra akupunkturun kullanımı, Japonya ve Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yayıldı. Ancak bununla ilgili çok az araştırma yapılmış ve yine bunların çok azında işe yaradığından bahsedilmiştir.

En çok eleştirilen yanlarından biri aslında bunun ağrıyı iyileştirmediğine daha çok plasebo etkisi yarattığına inanılmaktadır. Yani etkisiz olan bu yöntem insanlarda telkin yöntemiyle kendilerini iyileşmiş gibi hissetmelerine yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte, bazı akupunktur noktalarının “vücuttaki fizyolojik tepkileri uyaran tetik noktaları” olabileceği düşünülmektedir.

 

Mandragora (Adam Otu)

Gerçekten hastaları bilinçsiz hale getiren ilk anesteziklerden biri de Mandragora gibi görünüyor . Yunan doktor Dioscorides (MS 40-90), MS 1. yüzyılda Mandragora şarabına atıf yaparken bu etki üzerine yazmıştı. Discorides çeşitli hastalarında bunu uygulamış ve özellikle bu bitkinin sağladığı uykuyu “anestezi” olarak nitelendirmiştir.

Adam otunun anestezik yararının yanında bir çok etkisi vardır. Ağrı kesici, yatıştırıcı ve cinsel gücü arttırıcı etkileri mevcut. Halen modern tıpta çeşitli ilaçlar için kullanılan Adam otu’nun içerdiği hiyosiyamin ve skopolamin maddeleri yüzünden zehirli olduğu bilinmektedir. Bu yüzden rastgele kullanımı oldukça zararlıdır.

 

Datura Bitkisi

Zehirli bir bitkiden türetilmiş olan Datura bitkisi popüler bir antik tıp bitkisidir. Eski tarihteki bir çok doktor yazmış olduğu belgelerde ya da yapmış olduğu tedavilerde bu bitkiyi kullandıklarını açıklamışlardır. Örneğin: Dioscorides (MS 40 – 90), Theophrastus (M.Ö. 370-285), Theophrastus (MÖ 370–285), Büyük Plinius (MS (23-79)..

Datura bitkisiyle elde edilen ilaçlar ciddi yan etkiye sahiptir. Özellikle şarapla beraber alındığında sanrılara neden olabilirken alınan doz arttıkça 3 gün süren delilik, kalıcı delilik hatta ölüme bile neden olabilir. Datura bu tehlikeli yan etkilere sahip olduğundan oldukça dikkatli kullanılmaları gerekirdi. Datura bitkisinin bir diğer ismi de “Şeytan’ın Elma’sı” olarak bilinmektedir.

 

Etilen

Etilen farkında olunmadan Delhi Kahinleri tarafından Güneş tanrısı Tapınağında kullanılmıştır. Tapınak fay hattının üzerinde yer alıp sızıntılardan içinde etilen de olan gazlar yüzeye çıkıyormuş. Bu gazları soluyan kişi ise kehanetleri dile getirirmiş. Aynı zamanda anestezik etkisi de olur.

1930 yılına gelindiğinde ise eter ve kloroform gibi maddeler ani ölümlere ve ameliyat sonrası mide bulantısı ve kusmalara neden olduğu için bunun yerine etilen kullanılmaya başlandı.

 

Kenevir

M.Ö. 2900 yılına kadar, Çin İmparatoru Fu esrarın bir ağrı kesici olarak bilinmekte olduğunu gözlemledi . Bitki, M.Ö. 15. yüzyılda Çin farmakopesi olan Rh-Ya’daki girdiler arasındaydı ve bu aslında bir ansiklopedi idi.

MÖ. 1000’li yıllarda Hintliler, Bhang adlı ağrı kesiciyi oluşturmak için kenevir ile sütü karıştırırlardı. Daha sonra bu karışım kulak ağrısı, şişme ve iltihaplara ilişkin ağrıları azaltmak için kullanılırdı.

Tarihte MS 200’lü yıllarda Çinli bir doktor olan Hua To yine kenevir, reçine ve şarap üçlüsünden ağrı kesici yapmıştır. MS 800’lü yıllarda ise Arap hekimler migren ağrısını azaltmak için kenevir kullanmışlardır.

 

Kazgagası Bitkisi

Eski Çin’de, Corydalis ya da Türkçe ismiyle Kazgagası bitkisinin yumruları kazılarak, sirke ile kaynatıldı ve baş ağrıları ve sırt ağrılarından kaynaklanan ağrı hafifletildi. Haşhaş ailesinin bir üyesi olan Kazgagası bitkisi çoğunlukla Orta Doğu Çin’de yetişir. Modern bilim insanlarına göre, doğal bir ağrı kesici bileşik olan dehydrocorybulbine (DHCB) içerdiğinden etkili bir analjeziktir. UC Irvine’de bir farmakolog olan Olivier Civelli “Bu ilaç binlerce yıl geriye gidiyor ve işe yaradığı için halen dolaşıyor” dedi.

Kazgagası yumrusu ile oluşturulan bu ağrı kesici günümüzde kullanılan morfinden daha iyidir çünkü bağımlılık yapmıyor.

 

Karotis Sıkıştırması

Ağrıyı hafifletmenin yollarından biri de hastayı bilinçsiz hale getirmektir. Eski doktorlar bazen hastalarının boynundaki karotid arterleri sıkıştırarak kalpten kan akışını ,geçici olarak kapatmazlarsa, azaltıyorlardı. Aristo bununla ilgili yazısında aslında tıkanıklık olmamasına rağmen kişi duyarsızlaşır ve yere yatar demiştir.

Yukarıdaki heykelde gördüğünüz gibi kolsuz olan figür diğerinin boynunu tutmuştur. Bu aslında bir karotis sıkıştırma tekniğidir ve Antik Yunanlıların aslında bu tekniği tıpta kullandıkları kadar savaş meydanlarında daha doğrusu arenalarda kullanıldığını gösteriyor.

 

Söğüt Ağacı

Asırlar boyunca söğüt ağacının kabuğu, ağrıyı hafifleten bir anti-inflamatuar ilaç olarak kullanıldı. M.Ö. 1500 yılından kalma tıbbi metinlerin bir derlemesi olan Ebers Papyrus, kabuğun bir ağrı kesici olarak kullanımını tarif etti. Antik Çinliler ve antik Yunanlılar da bu amaçla söğüt ağacı kabuğunu kullandılar. Dioscorides, iltihabı azaltma gücüne dikkat çekti.

Modern araştırmalar, söğüt ağacının etkili bir ağrı kesici olduğuna işaret ediyor. Araştırmalar söğüt ağacı kabuğunun aslında aspirine benzer bir kimyasal içerdiğini vurguluyor. Araştırmalar, ayrıca söğüt ağacının ağrı tedavisinde aspirine göre ve daha düşük miktarlarda daha etkili olduğunu bulmuştur. Etkililiği nedeniyle bu yüzyıllar önce yaşanan çare, baş ağrısı, sırt ağrısı ve osteoartritten kaynaklanan ağrıyı gidermek için hala kullanılmaktadır.

Pin It on Pinterest