Kardiyometabolik Hastaların Beslenmesinde Yapması Gereken Değişiklikler

Kardiyometabolik hastalıklar dediğimiz şeker hastalığı, kalp hastalığı ya da felç geçirme durumudur. Amerikan Kardiyoloji Vakfı Koleji’ne göre kardiyometabolik hastalıkların obezite, hiperglisemi, yüksek tansiyon, insülin direnci ve kandaki lipoproteinler gibi faktörlerin neden olduğu açıklanmıştır.Amerikan Tabipleri Birliği Dergisi’nin yapmış olduğu araştırmada ise 2012 yılında ABD’de yetişkinler arasında kardiyometabolik hastalıklar yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 700 bin den fazla. Ölenlerin %45’inden fazlasının bu hastalıklardan ölme sebebi ise bazı gıdaların aşırı tüketilmesi ve bazı besinlerin ise hiç tüketilmemesidir.

Kardiyometabolik Hastalıklarda Beslenme Önemli mi?

Aslında bugün bir sokak röportajı yaparsanız neredeyse bir çok kişi neyin sağlıklı neyin sağlıksız olduğundan gayet haberdardır. Ancak sağlıklı beslenmeyi bir kültür haline getiremediğimizden dolayı sağlıksız olduğunu bildiğimiz halde bir çok gıdayı alıyoruz.  Örneğin tuz, işlenmiş etler, gazlı içecekler almamamız gerekenler arasında yer alırken tahıllar, sebze, meyve, fındık gibi besinleri ise aslında eksik etmemeliyiz. Yapılan araştırmalar sonucu her ne kadar bilgi düzeyinde bilsek de doğru bir beslenme alışkanlığımızın olmadığını kanıtlar niteliktedir.

Araştırmacılar özellikle bu 10 besin hakkında yanlış bir tüketim olduğunu gösterdiler.

Kardiyometabolik Hastalıklar İçin 10 Besine Dikkat Edin

Fazla Sodyum Tüketimi: Kardiyometabolik hastaların ölümüne sebep olan başlıca besin kaynağı sodyum tüketimidi. Yani tuz. Genelde biz evde tuzu çok kullanmıyoruz diyenler oluyor. Bu sadece kendi kullandıkları sofra tuzunun az kullanılmasından dolayı söylenir. Ama sodyum yani tuz sadece sofra tuzunda bulunmuyor. Özellikle paketlenmiş ve hazır tüketim mallarında oldukça fazla sodyum kullanılıyor. Belki çok fazla tuz içermiyor olabilirler ama sodyum miktarı yüksek olan ürünler var.

CDC’ye göre tükettiğimiz vücudumuza giren sodyum miktarının %75’inden fazlasını sofra tuzundan değil fast food türevi yiyeceklerden alıyoruz.

Fındık ve Tohum Tüketimi: Düşünün neredeyse tüm Karadeniz bölgesinde yetişmesine rağmen az tüketiyoruz. Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü Fındık Raporu – 2015 verilerine bakınca yurt dışında tüketilen fındık miktarı yılda 770 bin ton iken Türkiye’de ise 90 bin ton. Üstelik Türkiye fındık üretiminde açık ara önde gidiyor. Az tükettiğimiz fındık aslında kardiyometabolik hastalıklara yakalanma riskinizi oldukça düşürüyor.

Özellikle insanlar fındıklardan uzak duruyor. Çünkü kalorisi yüksek. Aynı şekilde ülkemizde genel olarak spor yapmadan kilo vermeye çalışan kesim çok fazla. Halbuki aynı anda hem fındık yiyip hem de spor yaparak zayıflayabilirsiniz. Üstelik fındık tüketerek kanserle, kolesterolle ve depresyonla aynı anda savaşırsınız. Tam bir anti oksidan kaynağı olan fındığı düzenli tüketmeye özen gösterin.

Deniz Ürünleri – Omega 3: Omega 3 yağlarına insan vücudunun ihtiyacı var ve maalesef insanoğlu bu yağı kendisi üretemiyor. Bu nedenle dışardan almak zorunda olduğumuz omega 3 kaynağı olan balıkları tüketmeliyiz. Omega-3’ün iltihaplanmayı azalttığı, kalp rahatsızlığı riskini düşürdüğü ve kötü kolesterol düzeylerini düşürdüğü, şeker hastalığını önleyebildiği, genel kardiyometabolik ve kardiyovasküler hastalıkları iyileştirebildiği ve kan şekeri düzeylerini stabilize ettiği bilinmektedir. Bu yüzden mutlaka düzenli olarak tüketin deniz ürünlerini özellikle de yağlı balıkları.

Sebzeler ve Meyveler: Neredeyse herkes günlük olarak meyve ve sebze yemesi gerektiğini bilir ama çok az kişi buna dikkat ediyor. Meyve ve sebzeler antioksidanlar ve diğer sağlıklı bileşenler nedeniyle bol bol tüketilmesi gereken besinlerin başında gelmektedir.

Tam Tahıllar: Tam tahılları kullanarak tip 2 diyabet ve kardiyometabolik ya da kardiyovasküler hastalıkları önleyebilirsiniz. Pirinç ya da işlenmiş makarna yemek yerine buğday ekmeği, çavdar ekmeği yulaf unu gibi besinleri tüketmelisiniz.

Çoklu Doymamış Yağlar: Genellikle kanola, sebze veya aspir gibi yağlardan yani sağlıksız kaynaklardan üretilir ve bu yağlar GDO katkı maddelerini içerir. Ancak gerçekten çoklu doymamış yağlar somon, uksumru gibi balıklarda ya da fındıklarda bol bol bulunur. Hazır GDO lu olanlardan almak yerine mutlaka taze somon veya uskumru tüketilerek bu yağlar alınmalı. Bu yağları tüketmeniz gerektiğini unutmayın. Çünkü vücut bunlarda bulunan yağ asitlerini kendi başına üretemiyor. Bu yağlar sizi kötü kolesterolden korunmanıza yardımcı olur.

İşlenmiş Etler: Sosisler, salamlar, sucuklar özellikle yemek hazırlama işlerine zaman ayıramayanlar için tam bir kurtarıcı olarak görünürler peki ya sağlığımız için? Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre bu tür gıdalar kolon kanseri riskini oluştururlar. Ayrıca işlenmiş etlerin çok fazla tüketilmesi kardiyometabolik hastalığa bağlı ölümlere de neden olmaktadır.

Şekerli & Gazlı İçecekler: Yetişkinlerin neredeyse %49 ve çocukların ise %63’ü hergün şekerli içecek tüketiyor ve neredeyse bu oranlara yakın bir kısmı da gazlı içecekleri tüketiyor. Bu içecekler, kalp hastalığı, şeker hastalığı, obezite, kilo alma, böbrek sorunları, diş çürüğü ve boşluklar ve gut hastalığına yakalanmamıza neden olur.

İşlenmemiş Kırmızı Et: İşlenmiş etler kadar işlenmemiş olan kırmızı etlere de dikkat etmemiz gerekir. Koyun etini seven bir millet olsak da aslında bu etlerin çok yağlı olduğunun farkındayız. Bu nedenle bunun yerine daha çok sığır eti tüketmeliyiz.

 

Kaynaklar:
http://ajcn.nutrition.org/content/early/2013/06/26/ajcn.113.067629.abstract
http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=26370&tipi=17&sube=0
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28267855

Pin It on Pinterest