Tarihteki En Büyük 10 Biyolojik Keşif

Bugüne kadar keşfedilmiş en büyük 10 biyolojik keşfin ne olduğunu öğrenmeye hazırlanın. Belirli bir önem sıralaması yapmadan liste halinde paylaşmayı daha uygun buldum.

Görünmeyen Dünyayı Görmek: Bakterilerin Keşfi

1675 yılından önce insanlar var olan tek canlının görülebilen canlılar olduğunu düşünüyordu. 1675 yılında ise bir ilk gerçekleşti. Hollandalı bir kumaş tüccarı olan (Evet kendisi aslen biyolog değildi) Antony van Leeuwenhoek ev yapımı bir mikroskop yapar ve etrafını gözlemlemeye başlar. ve Bingo ! Kendi tabiriyle burada, orada ve her yerde hareket eden küçük hayvanları gördü. Daha sonra bakteri olarak adlandırılan bu hayvanların keşfi sadece görünmeyen dünyayı göstermedi aynı zamanda mikropların neden olduğu hastalıkların anlaşılmasında da öncü oldu.

Tarihteki İlk Antibiyotik: Penisilin’in Keşfi

1928’de Alexander Fleming’in penisilinin antibakteriyel özelliklerini keşfedinceye kadar insanlar bakteriyel enfeksiyonlarla mücadele için çok az seçeneğe sahipti. Fleming, petri yemeklerinden bazılarının Penicillium kalıbıyla kontamine olmasıyla staphylococcus bakteri soyunu inceliyordu . Fleming’in şaşkına çeviren şey ise, Penicillium petri kabında büyüdüğü ve bu büyümenin kalıp staphylococcus bakterilerinin büyümesini engellediğidir.

Bileşik penisilin kalıptan arındırılmış ve ilk olarak II. Dünya Savaşı sırasında askerlerdeki enfeksiyonların tedavisinde kullanılmıştır. Savaştan kısa süre sonra, “mucize” uyuşturucu, halkın enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanıldı ve ek antibiyotikler keşfetmek için yarış başladı.

Dünyadan Hastalık Silen Aşı: Çiçek Aşısı

Çiçek aşısını kim buldu? Literatürde çiçek aşısı Dr. Edward Jenner’in bulduğu söylenmektedir. Yani resmi kaynaklar böyle diyor. Aslında Çin kaynaklarında çiçek hastalığına ilk tedavi bulan uygarlığın kendileri olduğunu söylüyor. Çin’deki şifacılar kurutulmuş tohumları toz haline getirip çiçek hastalarının burun deliklerinden verdiler ve hop çiçek aşısı ya da hastalık önleyici tedavi geliştirmiş oldular.

Bu uygulama 1796 yılında Dr. Edward Jenner’in çiçek aşısı geliştirmesine ve sonraki çalışmalarının temelini atmasına yardımcı oldu. Çiçek aşısı o kadar etkili oldu ki doktorlar bu hastalığı insanoğlunun hayatından sonsuza dek sildi. Şimdi aynı strateji ile çocuk felci ile savaşmaya çalışılıyor.

Sarmal DNA Modeli Fikri: James Watson / Francis Crick

İlk defa DNA ile ilgili bilgiler edinildikten sonra yapısı ile ilgili bir çok teori geliştirildi. Ama şuan kabul edilen görüş James Watson ve Francis Crick tarafından ortaya atılan sarmal dna modelidir. 1953 yılında DNA’nın moleküler yapısına açıklama getiren bu ikili 1962 yılında Nobel Ödülü’nü kazandılar. DNA’nın zıt yönde ilerleyen iki nükleotid zincirden yapıldığını ve azotlu bazlar arasındaki hidrojen bağlarıyla bir araya getirildiğini ileri sürdüler.

Doğmamış Çocukların Hastalıklarını Tespit Etmek

Listedeki en iyi biyolojik gelişmelerden birisi de budur herhalde. 24 Ağustos 1989 yılında bilim adamlarının araştırmaları sonucu “Kromozom 7” dedikleri genin kusurlu olması sonucunda insanların kistik fibrozis adı verilen çekinik genli bir hastalığa neden olduğunu keşfettiler. Bu aynı zamanda bir çok genetik hastalığın nasıl bulunması gerektiğinin önünü açmış oldu.

Bu olaydan sonra Huntington hastalığı, kalıtsal göğüs kanseri, orak hücre anemi, Down sendromu, Tay-Sachs hastalığı, hemofili ve kas distrofisi gibi diğer hastalıklar için genler bulundu. Bu hastalıklar yapılan genetik testler, doğmamış bir bebeğin kusurlu bir geni olup olmadığını veya iki potansiyel ebeveynin muhtemelen etkilenmiş bir bebeğe sahip olup olmayacaklarını tespit etmelerine yardımcı olur.

Genetik İlkelerini Belirleyen Keşiş: Gregor Mendel

19. yüzyılın ortalarında aslen Avusturyalı bir keşiş olan Gregor Mendel bugüne kadar ulaşan genetik ilkelerinin temelini attı. Bezelye bitkileriyle yaptığı deneylerinde düzgün ve kırışık bezelyeleri çapraz polenleme yöntemiyle daha farklı tür bezelyelerin oluşabileceğini bunun ebeveynlerdeki özelliklerinin neler olduğuyla ilgili olduğunu kanıtladı.

Deneyleriyle Mendel, genetik faktörlerin anne-babadan yavruya geçtiğini ve yavrularında değişmeden kalacağını, böylece bir sonraki kuşağa aktarılabileceklerini tespit etmeyi başardı. Çalışması DNA ve kromozomların keşfinden önce yapılmış olsa da, Mendel’in orijinal olarak tanımladığı baskınlık, ayrımcılık ve bağımsız ürün yelpazesinin genetik ilkeleri bugüne kadar hala kullanılmaktadır.

Doğal Seçim veya Doğal Seçilim Teorisi

Evrim teorisinin babası olarak anılan Charles Darwin’in 1859 yılında “Türlerin Kökeni” adlı kitabında Galagapos Adaları’nda dev kaplumbağalar ve ispinozlar üzerinde yaptığı çalışmayla ortaya attığı bir teoridir. Doğal seçim, doğal seçilim, doğal seleksiyon gibi çeşitli adları olan bu teoriye göre yaşadığı koşullara daha uygun özelliklere sahip olan organizmaların hayatını devam ettirebilmesi ve soylarının devam etmelerini sağlamak adına bu özelliklerini gelecek nesillere de aktarmasıdır.

Yani bulunduğu ortamda bazı canlılar hayatta kalabilmek için bazı özellikler (organlar) geliştirip bunları sonraki nesle de aktarabiliyorlar. Darwin’in doğal seleksiyon teorisinin önemi günümüzde antibiyotiğe dirençli bakterilerin  gelişiminde görülebilir.

Bitki ve Hayvan Hücrelerinin Benzerliği

Akşam yemeğinde ilk defa bitki ve hayvan hücrelerindeki benzerliklerin olduğunu öğrendiler. Bununla birlikte üç ana fikirden oluşan hücre benzerliği teorisini ortaya attılar. Zooloji uzmanı olan Theodor Schwann ve botanikçi Matthias Schleiden 1839 yılındaki bir akşam yemeğinde çalışmaları hakkında konuşurken Schleiden bitki hücrelerinde ortak olan özellikleri söylerken Schwann’ın kafasında ampul yandı. Çünkü o da hayvan hücreleri üzerine çalışmış ve bazı ortak özelliklerin olduğunun farkına varmış.  İki hücre türü arasındaki benzerlik , üç ana fikirden oluşan hücre teorisinin oluşumuna yol açtı :

  • Bütün canlılar hücrelerden oluşurlar.
  • Hücre, canlıların en küçük bir birimi.
  • Tüm hücreler önceden var olan hücrelerden gelirler

 

PCR ile DNA Büyütmek

1983’te Kary Mullis, polimeraz zincir reaksiyonunu (PCR) keşfetti. Bu süreç, bilim adamlarının daha sonra çalışabilecekleri DNA moleküllerinin çok sayıda kopyasını çıkarmalarına olanak tanıyor. Bugün, PCR,

  • Sıralama için çok sayıda DNA hazırlama
  • Adli tıplarda kullanılmak üzere çok küçük örneklerden DNA bulma ve analiz etme
  • İnsan örneklerinde hastalık yaratan mikropların varlığının tespiti
  • Genetik mühendisliği için çok sayıda gen kopyası üretmek

DNA’NIN CRISPR İle Düzenlenmesi

Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier, bakterilerin kendini virüslere karşı CRISPR (Düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri) adı verilen DNA segmentini keşfetti. Çalışmaları, Streptococcus pyogenes bakteri içindeki RNA moleküllerinin bu DNA parçası ile nasıl etkileşime girdiğine ilişkin bir gelişmeye yol açtı . Daha sonra Charpentier, Amerikalı biyolog Jennifer Doudna ile bir araya geldi ve iki bilim adamı, cas9 adlı RNA’nın, DNA’nın ve bir proteinin bakterilerde çok hedeflenen bir gen düzenleme sistemi yaratmak için nasıl çalıştığını buldu.

Bakteriler viral DNA kodlarının bir kopyasını tutmak için bu gen düzenleme sistemini kullanıyorlar; böylece gelecekteki virüslerle karşılaşmalarına karşı kendilerini savunuyorlar. Gayet iyi bir buluş. Ama bu biyolojik gelişme bu nedenle bu listeye girmedi. Listeye girmesini sağlayan asıl nedeni bilim adamlarının şimdi diğer türlerin genlerini düzenlemek için bu bakteri geni düzenleme sistemini nasıl kullanabileceklerini araştırıyor olmaları.

Olasılıklar çok fazla (ve bazıları korkutucu), fakat büyük bir umut var, bilim insanlarının, bu sistemi, bozuk genleri normal olanlarla değiştirerek genetik hastalıkları tedavi etmek için kullanabilecekleri. Bu keşif çok yeni olmasına rağmen gelecekte CRISPR ile ilgili daha fazla şey duyacağımızdan eminiz.

 

Pin It on Pinterest